Avni Baba

YAŞAMA UYUM OTURUMLARI

Yardım amacıyla matematik dersi verdiğim evlat bezgin ve hiçbir şeyi umursamaz bir halde derse başlamadan,
— Çözemediğim bir soru sorabilir miyim?
Ben de dersle ilgili olacağını düşünerek,
— Sor bakalım.
— Avni Amca, cennet dedikleri yerin çok güzel olduğunu söylüyorlar. Doğru mu, değil mi?
Bilmek istiyorum, neden böyle söylüyorlar?
— Hoppala, nerden çıktı bu, dersimizle ilgisi ne?
— Avni amca küçüklüğümden beri dinliyorum, sizce doğru mu?
— Dersten sonra bu sorunu cevaplasam…
— Avni amca bu beni sıkıyor, hep aklımda. Okuldan, derslerden evdeki kavgalardan bıktım.
Bu dünyayı sevmiyorum, nefret ediyorum, cennete gitmek istiyorum.
Bunalımına girmiş genç, yaşam problemlerini çözme çabası içinde canından bezmiş. Böyle bir soruya nasıl cevap
vereceğimi düşünmeye başladım, ne söyleyeceğimi saptamaya çalışıyorum.
— Kapat defteri, kitabı. Bu gün ders yok. Seninle biraz sohbet edelim ne dersin?
Sevindi. Yüzü güldü. İrileşen gözleri ile bana bakıyor. Ben de konuya nereden gireyim, nasıl başlayayım düşünüyorum.
— Adın Arapça bir kelime; mutlu, kutlu, sevinçli ve huzurlu olan anlamına geliyor. Ama sen öyle
değilsin, sebebi olmalı?
— Sebebi çok. Evdekiler sıkıyor, okul sıkıyor, yapmak istediklerimi yapamıyorum. Yapamadıklarım
sıkıyor, hep sıkılıyorum, doğruyu öğrenmek istiyorum.
Evlat,
Senin dünyan ve bir de yaşadığın gerçek dünya var. Hepimizin, her gencin yapmak istediği gibi sende gerçek olan
dünyanın ve kendi yarattığın dünyaya uymasını istiyorsun, bunun savaşını veriyorsun. Uymayınca daha açıkçası
kendi dünyandaki istekleri elde edemeyince, gerçek yaşadığın dünyadan “evden, okuldan, işinden, arkadaşından,
sevgilinden, vs.” sıkılıyor bir çıkış yolu arıyorsun.
Çözümsüzlük seni bunaltıyor, hem kendini hem de etrafını sıkıyor. Gerçek dünyanın senden
istediklerini vermiyor, almak istediklerini alamayınca, kendi dünyana dönüyorsun. Kendi dünyanda
bile çelişkilerin, çıkmazların olduğunu görüyor, sıkılıyorsun. Önce sen kendine bir sor bakalım,
kendinle uyum içersinde misin? Yoksa bu gün evet dediğine, yarın hayır mı diyorsun?
Hem kendi hem de var olan gerçek dünya ile uyum içinde yaşamayı öğrenmek için dünyaya geldiğini
sana kimse söylemedi mi?
Dikkatinin azaldığını, anlattıklarımdan sıkılmaya başladığını sanısı ile yeterli mi?
Dedim ve sustum.

— Avni amca, soruma cevap vermedin.
— Oğlum çıkar şu tokayı kafandan.
Şaşkın bir ifade ile…
— Ne tokası?
— İnsanoğlu her gün kafasına toka veya tokalar takmaktan vazgeçemiyor. İnsanda saplantı haline gelen, esiri olduğu
istek ve düşüncelere toka diyorum. Senin tokanda “bu dünyadan nefret ediyorum” tokası.
— Avni amca annem, babam, okuldakiler, herkes ama hepsi benden istiyor, sonra ben isteyince hayır, olmaz diyorlar.
— Bak evlat, yaşam olur’lar ve olmaz‘lar ile dolu. Sana olmaz diyenlere de olmaz dedirten gelenek, kural,
kavram ve yasalar var. Sen de bunları öğrenecek ve senden sonrakilerden isteyecek, olmaz diyeceksin.
Büyükte olsan, küçükte olsan her istediğini yapamıyorsun.
Gençlikte senin gibi düşünülebilen genç her dilediğini yapmak isterse, herkes senin gibi istediklerini yaparsa,
ne olur bu dünyanın hali? Şimdi senin bu huzursuzluğunun, cennet hevesinin nedeni isteklerine “Hayır, olmaz”
denilmesi midir? Yoksa bütün bunlara buluğ çağının getirisi bedensel bir takım değişikliklerin sebep olduğu
sıkıntıların da katkısı olmaz mı?
Birden yüzünün rengi değişti, tedirgin ve gergin davranışlar içersinde…
— O da var…
— Bu durumda sen, hem kendinden hem de bulunduğun ortamdan gelen zorlamalardan bunalmışsın. Yenilgiye uğradığın
ve kayıp ettiğin sanısı ile gelecek için o güzel ve coşku dolu umutlarını da yitirmiş her şeyden vazgeçmişsin.
Huzursuzluğunu huzura dönüştürmek, yaşamı anlamaya çaba göstermek senin yaşında her gence zor gelebilir.
Kolay birşey var mı, gösterebilir misin? Zoru başaran, yaşamı başarır.
Sen yaşamak istemiyorum demekle kolay olanı seçmişsin. Sana öteki âlemden bahsedenler, o lafları söyleyenler
yaşamasını bilmeyen, yaşam mücadelesinden de korkan canlı varlıklar olduğunu düşünüyorum.
Hep ben konuştum, şimdi de seni dinliyorum. Söylediklerime ne diyorsun? İçinden geldiği gibi konuş, lütfen.
— Avni amca söylediklerin doğru da, bu durumdan kurtulmanın yolunu bulamıyorum. Bir çıkış yolu arıyorum, bulamıyorum.
Ne yapacağımı bilemeyen yalnız ben değilim, arkadaşlarım da ayni durumda. Hepimizin çeşitli sıkıntıları var ama çaremiz yok.
Siz de gençliğinizde böyle mi idiniz?

İçindeki fırtına az da olsa sakinleşmiş ve rahatlamıştı. Sorunlarına çözümü bekleyen, yardımcı olunmasını isteyen bir bakış içinde;
— Siz gençliğiniz de bu problemlere nasıl çözüm buldunuz, nasıl?
— Doğrusu, bizler sizlerden çok daha zor durumda idik. Büyüklerimizle konuşamazdık, problemimizi anlatamazdık.
Sizler bu bakımdan çok şanslısınız. Sizin bu günkü yaşadıklarınızı bizler de yaşadık ama kimse yardım etmedi.
Katı korku ve disiplini altında sorunlarımızı zamanla çözmeye çalıştık. Bu gün ise büyükler kendi çektikleri sıkıntıları sizlerin de
çekmemesi için her imkânı kullanıyor. Göreceksin mutlaka bir çözüm bulunacaktır.
Hiç merak etme. Yeter ki, akıl yolu ve gönül güzelliği olsun, sonrası kolaydır.
Somut öneri bekleyen ciddi bir ifade ile yüzüme baktı, baktı;
— NASIL?
— Bildiğin gibi bizim de bir oğlumuz vardı. Onun da problemleri seninkinden farksızdı. Bizler de problemleri
hep birlikte şeffaflık içinde tartışarak çözüm bulmaya çalıştık. Sonunda da gerçekten yardımcı olan anlatacağım
çözümü bulduk.

Evlat,
— Her Pazar günü saat 09.00 da eşim oglum ve ben kahvaltıya oturuyor, kahvaltı bitiminde de aile içi veya genel ilişkilerde
geçmiş hafta içersinde sorun yaratan söz, davranış, olay tarafsız olarak anlatılıyordu. Her birey aile içinde ya da dışında,
kimlerle bir sebep ve nedenle oluşan bir durum, olguda yapılmasını istemediği bir söz, davranışı varsa açıklıkla söylüyordu.
Sorunları aramızda tartışıyor, birlikte doğru olabilen kararlar alınıyor ve hepimiz başlayan yeni hafta da karar verilen çözüm
uygulanıyordu.
Bilgimiz dışındaki problemlerin çözümü için de kitaplar karıştırır, danışılması gerekli olan kişiler danışıyorduk.
Her Pazar sabahı aksatmadan yaptığımız bu toplantıya YAŞAMA UYUM OTURUMLARI adını vermiştik.
Bu oturumların değişmez kaidesi, sorunlar neler olduğu, çözüm gerektiren konu-konular ne ise, anlatır, nasıl çözümleriz?
Der, hiçbir zaman tartışmaya girilmeden, aile bireyleri birbirlerine karşı saygılı olarak düşüncelerini açıklar, her bir soruna
bulunan ve taraflarca uygun görülen çözüm, kayıtsız şartsız uygulanırdı.
Ailenin her bireyi kendi sıkıntılarını, toplum, okul, bireysel, vs. tümü içeren, hele oğlumuz ile olanı bölümünde arkadaşlık,
dostluk, aşk ve seks ilişkileri de içtenlik ile tartışılırdı.
Her soruna olabildiğince yararlı bir karar alır ve birlikte aksatmadan uygulamaya çalışır, zor gelse de uygulardık.
Bu oturumlar çok yararlı oldu. Oğlumuzun problemleri de azaldı.
Halledilemeyen bazı kişisel problemlerini de kendi kazandığı bilgi ve tecrübesi ve zamanla kendisi halletti.
İstersen senin ailende de görüşür, Yaşama Uyum Oturumları’nın yararlarını anlatabiliriz. Ne dersin?

Anlattıklarımı düşünür bir tavır içinde bir süre bekledi.
— Bunları anneme, babama kim söyleyecek, beni dinlemezler ki…
— Kimin ile görüşmemizi, ne söylememizi istiyorsan ailen ile konuşur, anlatır, ikna etmeye çalışırız.
Her aile bu konuyu anlayış ile karşılar. Yeter ki sen de alınan karalara uyum göster, sabırla zor da olsa, ailen de
uyum göstersin. Merak etme, göreceksin bir süre sonra her şey iyi ve güzel olacak. İstersen ailenle de konuşuruz.
Yarı inanmış, yarı şaşkınlık içersinde kendi uyumundan da şüpheli bir halde olduğunu sezinlediğim evlat konuşmuyor,
düşünüyor. Sessizliği süresi içersinde vermekte olduğu iç-dış savaşı sonunda;
— Tamam, konuşabilirsiniz.
Eşim ile birlikte ziyaret etmek istediğimizi söyledik ve bir akşam evlerine gittik. Karşılıklı, olumlu ve olumsuz konuşmalar
sonunda, tarafların, bu işin güç olduğunu belirtmelerine rağmen, Yaşama Uyum Oturumları yapılmasına, daha doğrusu
denenmesine oy birliğiyle karar verildi.

Yıllar geçti. Evlat 45 yaşında. Bugün üst düzeyde mevki sahibi, evli ve bir kızı, bir de oğlu var.
Ailece bizleri ziyaretleri sırasında;
— O gün bu gündür, Yaşama Uyum Oturumları’ na devam ediyoruz. Sorunlar biter zannetmiştim, bitmiyor.
Yaşama uyum sağlamak ömür boyunca devam ediyor, değil mi?
Kucaklaştık…

Ömür boyunca türlü ilişkilere saygı, sevgi ve empatiyle yaklaşımın sorunların çözülmesine yardımcı olduğunu düşünüyorum.
Sevgiler,
Avni Baba

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.