Avni Baba

ÖZ VE SÖZ – SÖZ VERMEK

Yapılmasını istediği aklının, gücünün yetmediği, halledemediği bir sorununun çözümlenememiş olmasının
sıkıntısından yakınan evlat;
Sorunumu bir büyüğüme anlattım. Merak etme hallederim. SÖZ VERİYORUM… O işi olmuş bil. Tamam.
Söz verdin, yemin et… Allah canımı alsın diye yemin de etti.
Bak yeminde ettin dedim. Yapacağım, söz dedi.
Sorunumun halledilmesi uzadıkça uzadı, hatırlattım. Ses çıkmadı.
Neden verilen sözler yerine getirilmiyor?

Sorusu üzerine…

Konuya girmeden sözcüklerini içeren tanımlama önce bir göz atalım.
ÖZ; Eski bir Türkçe sözcük; İç… Bir nesneyi nesne, o yapan… Kişinin benliği… Kendi…
Yapısı… Tinsel varlığı… Temel özellik… Varlığın aslını kuran şey…
Ruhbilim; Bireyi oluşturan tüm özelliklerin karmaşık örgütü…
Felsefe; Bütün varlıkların özleri… Kendinde olan şey… Her nesnenin dış görünüşünü
değil iç yanını dile getirendir… vs…

Olarak tanımlanıyor.

SÖZ; Bir düşünceyi eksiksiz olarak anlatan sözcükler dizisi yâda sözcük…
Bir konuyu yazılı olarak açıklamaya yarayan sözcük dizisi…
“Türk Dili Sözlüğü”
Felsefe: Bir yada çok sözcükle düşünceyi dile getirme eylemi…

SÖZ VERMEK; Bir işi yapacağını kesin olarak vaadetme…

Sözcüklerin tanımlamalarından anlaşılacağı gibi fazla lafa gerek olmadığını düşünüyorum.
Kendi olamayan, kişiliğini bulamayan, söz verdin mi yapacaksın diyen sözünde durmayan “küçük, büyük”,
hazmetmediği söz ve davranışlarının farkındasızlığıyla yalan dolan içinde bocalıyor.
Gereğini kendisi için dahi uygulamıyor ise, ne denebilir?

Evlat,
Özde olmayan, sözde hiç olmuyor.
Belki böylesi senin hayrına olmuştur diye düşünmeni, canını boş yere sıkmamanı diliyor…
E. Murad Ballıbaba’nın bir yazısıyla devam ediyorum.

Sevgiler,
Avni Baba

NEDEN BÖYLE OLDUK?

Neden her şeye, herkese, kendimize bile yabancıyız?
Neden uzağız bilgiye, sevgiye, birliğe, barışa?
Neden geçinemiyoruz insan kardeşlerimizle?
Neden hırslıyız, korkuluyuz, ihtiraslıyız? Neden egoistiz?
Neden kendimizden başkasını düşünmüyoruz?¬
Ben ve diğerleri diye ikiye ayırıyoruz. Neden birbirimize gülen gözler ile bakmıyoruz korkmadan sevgi ile?
İşte bütün bu nedenleri içimizde bulmaya, anlamaya, çözmeye ne dersiniz?

Neden yaşadığımızı anlayabilirsek, bunlar gibi anlamamız gereken bir sürü soru var.
Fakat cevabı bulmaktan önce yapılacak olan soruyu anlamak olmalı.
Önce kendime, ben neden böyleyim diye sormalıyım.
Daha iyi, daha mükemmel olamaz mıyım?
Gerçekten sevemez miyim?
Hayatı öğrenemez, keşfedemez miyim?

Dün böyle idim, bugün böyle olduğumu anlamaya başladım, yarın böyle olmayacağım, yarın benim için her şey.
Tüm umutlar yarında…
Sevgi, iyilik, doğruluk yarında, çalışmak, bilgi yarında…
Neden demiyor, diyemiyoruz?
Önemli olan şunun kim, bunun ne olduğu değil, bizlerin kendimizi tanıması. Bizi bu hale, bu yola nelerin
getirdiğini doğru ve tarafsız idrak etmemiz ve daha olumluya yönelmemiz. Bunun için de sürekli olarak
kendimizi gözlemlememiz gerekiyor.

Bu bitmeyen iç gözlem için de ‘hassas, uyanık’ bir zihin ve ‘hassas, duyarlı’ bir kalp gerekiyor. Doğada hareket
sonsuz, güneş her sabah yeniden doğuyorsa keşke bizler de her sabah taze bir zihin ve sevgi dolu bir kalp ile doğsak
ta şu içinde bulunduğumuz kısır döngüden kurtulsak.
Her geçen gün durmadan öğrensek… Özgür olsak… Hayatı keşfetsek.

Her şey SEVGİ ile başlıyor. Sevmek isteyen, özgür olmak isteyen, hizmet etmek isteyen, birlik içinde yaşamak,
paylaşmak isteyen herkese SEVGİ-IŞIK-GÜÇ diliyorum.

E. Murad Ballıbaba “1955 – 1980”
1978

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.