Avni Baba

MURAD ve BİR BRAHMANİST FALCI

MURAD ve BİR BRAHMANİST FALCI

   Hindistan’da falcı hem çok hem de meşhurmuş.“Gidersen mutlaka bir falcıya uğra, falına baktır.” demişlerdi. Hindistan’da falcıya gitmek kısmet olamadı. Yurtdışında bulunduğum sırada gece sohbetlerinde bir falcıdan, dediklerinin de gerçekleştiğinden sıkça söz ediliyordu.
Hintli arkadaşım “Falcı Brahmanist” deyince aklıma, Brahmanizm’in Tanrıları ve sınıf ayrılıkları nedeni ile sefalet içersinde milyonlarca insanın acı çekmesinden rahatsızlık duyan BUDA ve söyleşileri, asırlar sonra bir din olacak Budizm geldi. “Keşke falcı Budist olsa idi.” demem üzerine Hintli arkadaşım; Değişen dünya ile her şey değişiyor. Hindistan’ı görmelisin, eskisinden çok farklı.

Uğraşılardan fırsat yaratarak bir akşamüstü Hintli arkadaşın rehberliğinde bu meşhur falcıya gittik. Karamsı kurumsu, yumuşak ve gizemli bakan, yavaş, yavaş konuşan, her gülüşünde ağzındaki dişlerinin eksik olduğu görünen, sari giysili 65 – 70 civarı yaşlarda tipik bir Hintli Hanım.
Falcı Hanım geçmişten o güne kadar olabilirlik içeren birçok konuyu anlatıyor. Tercüme ederken arkadaşımın yüzündeki hafif gülümsemeler eksilmiyor. Ben ise karmaşık düşünceler içersinde ciddi olmaya çalışıyorum. Sanki karşımda Tanrı Apollon’ un falcılık yeteneği verip de yüz bulamayınca bu yeteneği geri aldığı aşkı, gerçek bir falcı olan Kassandra’ya kimselerin inanmadığı gibi ben de Hintli Falcı Hanımı inanmak ile inanmamak arasında dikkatle dinliyorum.

   Anlattı, anlattı, anlattı. Birden sustu. Gözlerini kapattı. Bekledi, bekledi ve dedi ki;
”Zaman gelecek önce aileden biri çok sevinecek. Sonra sen çok üzüleceksin”
Falcıdan ayrıldık. Hafif hafif çiseleyen yağmur altında ağır adımlar ile yürüyordum. Falcı hanımın dediklerini düşünüyordum. Ne demek istemişti? Düşünmekten beynim zonkluyordu. Sevinç ve üzüntü, bu ikilem nedir? Özel bir anlamda mı söyledi? Birden aklıma, Murad sevdiği yabancı kız ile evlenecek yurtdışına gidecek demek istemiştir. Olsa olsa böyle bir ayrılık beni üzebilir yorumuyla endişelerimden uzaklaşmaya çalıştım.

Yıllar sonra Murad ile kendisi gibi maskesiz, güleç yüzlü sakin ve sessiz, hoşgörülü ve gösterişsiz sevimli bir kızla nişanlanmak istedi. Hazırlığa başlandı. Murad çoook sevinçli…
Umulmadık acı olay gerçekleşti.
Bizlere bıraktığı dörtlükler ve el yazısıyla düşüncelerini içeren vasiyeti:

Sevdi kardeş gönlüm seni
İnsanoğlu değil misin?
Sevgisinden var edilmiş
Hakkın kulu değil misin?


Ver ama içten gelerek ver
Gözünün içi gülerek ver
Dimdik değil eğilerek
İnsan olan böyle gerek

Yüce Tanrı el yaratmış
Vermek için, vermek için
Meyve biten dal yaratmış
Vermek için vermek için

Varın gidin ilan edin
Tüm dünyaya dostum bugün
Dört bir yana ferman edin
Kötülüğe küstüm bugün

Gönül erin olayım
Hak yolunda yanayım
Derde derman bulunca
Beni benden al Tanrım

Örnek olsun karıncalar
Ne var ise kötülükte var
Küçük taşlardan örülü
Şu gördüğün koca duvar

Seversen kardeşim
Gönlün neşe dolacak
Bir olun insanlar
Dünya cennet olacak

Sevgi nurdan ayettir
Bulana saadettir
En büyük ibadettir
Sevgiye gel sevgiye…

Yaşamda bir gayemiz olması şüphesiz önemlidir. Fakat bu gayenin ne olduğu, üzerinde durulması gereken bir konudur. Yaşamın şu bölümünde “ bu hayatımızda” bize verilmiş, dünyaya gelmekle yüklenmiş olduğumuz bazı görevlerimiz var. İnsan kardeşlerimize vermemiz gerekenler var.

  Gerçi dinlerde insanlara görevlerinin ne olduğu, nasıl olmaları gerektiği anlatılmış ise de her bireyin kendi yapısına göre en uygun şekilde vereceği ve dünyaya ekleyeceği “bilgi, sevgi, hizmet, yaratıcılık” ile kendine düşen payı bulup çıkarması gerekmez mi? Ki o pay bizim içimizde.
O güç ile amaçlarımız öyle amaçlar olsun ki sadece bu hayatta kalmasın.
Hayatlar boyunca devam etsin.

Murad Ballıbaba

“Anılar Günlüğümden –  1980”

Can Evlat,
Sen her an bizimlesin.
Annen ve Baban

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.