Avni Baba

MÜLKİYELİ KAYINPEDERİM’İN ANISINA

Yıllar önce Üsküdar – Çiçekçi’ de rahmetli kayınpederim Mülkiyeli Ali Nusret Ölçü’ye
Mülkiyeliler Günü’nde ziyarete gittim. Kapıyı çocuklarının dadı dediği güleç yüzünde
yılların izleri olan yaşlı Arap bir hanım açtı ve ciddi bir ifadeyle,
— Genç adam ne istiyorsun?
— Nusret bey evdeler mi?
— Evde yoklar, Malesia‘ ya gittiler.
— Beni bekleyeceğini söylemişti, bir yanlışlık olmasın.
— Koca Mevlevihan yanlış yapar mı? Haaa, sen bedenini istiyorsun, O burada.
Diyor ve buyur ediyor.

Ne dediğini bilmiyor bu kadın düşüncesi ile içeri giriyorum…
Az sonra Ali Nusret Efendi geliyor, Hoş geldiniz buyurunuz oturunuz.
Hoş-beşten sonra Arap bacının dediklerini söylüyorum. Kayınpeder; Siz ona bakmayınız.
O şimdi Malesia da olabilir, cismani bedeni burada, amma ruhani bedeni ile seyahat ediyor
olabilir.
O zamanlar bu konularda bilgi yoksunu olduğumdan Kayınpedere de açık vermemek için
uzatmıyorum. Oradan, buradan derken konu Mevleviliğe intikal ediyor. Mevlevi Çelebiliği
ile nezaket ve zarafet içersinde Kayınpederim anlatmaya başlıyor.

Oğlum Avni,
Mevlevilik; Yaratanın en değerli emaneti olan insanı sevmeyi ve ona hizmet etmeyi ibadetlerin
en yücesi olarak kabul eder.
Günümüz dünyasında insanlığın içinde bulunduğu çaresizliğin ve çırpınışların ıstırabına,
insana saygı ve sevgi birliğinin tesisi ile çözüm bulmanın mümkün olabileceği, Mevleviliğin
temel felsefesini teşkil eder oğlum.
Ve devam ediyor;
Mesnevi, Mektubat, Mecahs-i Seb’a, Divan-ı Kebir, Fıhi Mafih adlı eserleri olduğunu biliyorum.
Amma en önemlisi Mesnevi ‘sidir. Çünkü Mesnevi öğretici bir kitap…
İslam kültürünün şiirle anlatımıdır. 26.618 beyitten meydana gelmiştir.
Hele Divan-ı Kebir deki aşk ve sevgi konusu muhteşemdir vesselam.
— Hangisini okudun?
Benden ses çıkmayınca okumadığımı anladı, amma gene çelebiliğin getirdiği nezaket ile
anlamazlığa gelerek devam etti.
— Mesnevi biraz uzun oğlum, sen gençsin canın sıkılabilir.
Mevlana bir gün Yunus Emre ile karşılaştığında sohbet ederken, Yunus’a Mesnevi’ yi
okuyup okumadığını sorar.
Yunus’un cevabı enteresan, senin de beğeneceğin gibi…
Okudum. Çok uzatmış ve uzun yazmışsınız. Ben olsam;
Ete, kemiğe büründüm. Yunus diye göründüm der, işi bitirirdim. Diyor.

Oğlum Avni,
Çünkü Hacı Bektaşi Veli ile Yunus, hakikatleri kısa ve öz anlatırlar.
Mevlana ise daha ilmi ve akademik ifadeyle anlatıyor. Mevlevilikte mühim
olan insanlar arasında inanan, inanmayan, Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, dinli, dinsiz,
vs. diye bir ayırımın olmayışıdır. Asıl olan, ayırım yapmadan şaşırmışa yardımcı olmaktır.
Tüm dinlerde yapılmakta olan ayırımın kimseye hayrı olmaz, dirlik-birlik de kurulmaz.
Mevlana der ki, Şekle kapılma, o zaman iki görürsün, hâlbuki “O” birdir,
Aşk, ister o yanda ister bu yanda, hangi yanda olursa olsun, seni sonunda
senin Tanrına götürecektir.
Mevlana’yı anlamak için içten gelen istek ve sabır ister.

Oğlum çok konuştum, işin vardır, seni fazla tutmayayım diyerek sohbeti bitirdi.
Elini öperek ayrıldım.

Bu unutamadığım anımı Hz. Mevlana’nın Mesnevi adlı yapıtından iki güzel
beyit ile bitireyim.

Geçti gün der, etmeyiz keder
Ey tertemiz insan, sen var ol yeter.

Anlamaz olgun adamdan, ham adam
Söz, hem az hem öz gerektirir vesselam.

BU GÜN MÜLKİYELİLER GÜNÜ

TÜM MÜLKİYELİLERE
Ve
Kayınpederim Mülkiyeli ALİ NUSRET ÖLÇÜ’ ye
Saygılarımla

Avni Baba

“Anılar Günlüğümden”

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.