Avni Baba

İÇ HUZURU ve YAŞAM

İnsanın, tarihsel süreçler içersinde geçmişten günümüze kadar onca felsefe, teoloji,
bilimsel birikim ve teknolojiyle ulaştığı uygarlığın nimetlerine rağmen, yaşam için
en önemli olan ve üstesinden gelmekte zorlandığı sorunun, İÇ HUZURU olduğunu düşünüyorum.

İÇ HUZURU; Manevi, nefsi gibi genellikle insanın iç dünyasında düşünsel ve fizyolojik
isteklerinin sebep olduğu üzüntü ve sıkıntılar olduğu görülüyor.İnsan, teknolojinin
sınırsız tüketime dönük üretilenlerin cazibesiyle neye ihtiyacı var, ne istiyor bilmekte
bocalıyorsa…
Her şey sahip olsa da, geçici iç huzuruyla kendini avutuyor, yeni bir huzursuzluğunun
başlamasına engel olamıyorsa…
Dünyada, toplumunda ve çevresindeki gelişimler çok süratle değişiyorsa…
Değişim ve gelişimlere ayak uydurmak, tutkuyla isteğine ulaşmak, istiyor ve kendini
bilmezliğinin de neden olduğunun farkına da varamıyorsa…
İsteklerine ulaşamayış, bireyin iç huzursuzluğunu yaşamı boyunca tetikliyor.

Asırlar boyu türlü akımlar, yollar, yol göstericiler, kitaplar, öğreti kurumları olmasına
rağmen iç huzuru arayışına devam ediliyor. Her öğreti mükemmel olduğunu söylüyor.
Birey uyanıyor, kendine göre olanı “bu uygun” düşüncesiyle öğretileri uyguluyor olsa da
yeterli olamıyor, çözümsüzlük devam ediyor. Sağlıklı bir yaşam için, iç huzurunun
gerisindeki gerçeği insanın kendisinin bulmasının bireysel çaba gerektirdiğini düşünüyorum.

YAŞAM;
Fiziksel, kimyasal ve mekanik devinimlilik içersindeki süreçlerini içeren “bilimsel,
felsefi bilgi, deneyim, vs çoklu bir konu içeren yaşantı süreçleri, insanın bu süreçleri
içeren yaşantısını özdeksel ve toplumsal çevresiyle ilişki kurması sonucu kendi bilinciyle
kurguladığını gerçekleştirmeye çaba gösteriyorsa;
Eksiği, fazlası, günahı, sevabıyla kısaca, tümüyle hayatı başarabildiği kadar yaşıyor.
Kendini ve beklentilerini bulmuş veya bulamamış olanın hayatından şikâyetçi olma sebep ve
nedenlerini düşünüyorum.

Dünyada ne kadar insan var ise o kadar da “yaşam yorumu” olacaktır. Dolayısıyla bilimsel
olarak her insanın madde ve mana yapısı TEK – UNİQUE olduğundan birine göre iyi – güzel –
anlamlı, değerli olan, bir diğerine göre tatsız, anlamsız, değersiz, vs, ya az ya da
çok farklılıklar içeriyor. Her bireyin, güç ve yetileri, akıl ve idrakı, bilgisi ve tecrübesi
ne kadar ise, hayatı da o düzeyde oluyor.

İnsanın yaşantısını değerlendirmesi, yaşanılan süreçler de ki iç huzursuzluğun oluşumuna
sebep ve neden olanları irdelemesi, her gün kendiyle özeleştiri yapacak zaman ayırması ve
düşünmesi UYANIŞLA başlıyor. Düşünce, söz, uygulamalarını içeren tarafsız özeleştiri
yapmasıyla farkına varabilenin dış etkenler dışında yaşantısından şikâyeti olabildiğince
azalıyor diye düşünüyorum.

Asırlar boyu türlü akımlar, yollar, yol göstericiler, kitaplar, öğreti kurumları olmasına
rağmen iç huzuru arayışına devam ediliyor. Her öğreti mükemmel olduğunu söylüyor.
Birey uyanıyor, kendine göre olanı “bu uygun” düşüncesiyle öğretileri uyguluyor olsa da
yeterli olamıyor, çözümsüzlük devam ediyor.

Bilgiyle kazanılmış tecrübelerle insanın yaşamında bir amacın olduğu düşünüldüğünde, geleceği
kurgulamak insanına göre değişiyor. Kimine göre insanca yaşamak ve insanlık için yapılabilecek
her yararlı hizmetin en büyük ibadet olduğunu düşüncesiyle elinden geleni uyguluyor.
Bir başkası için önemli olabilen bir amaç, bir diğerine anlam ifade etmeyebiliyor. Kimine göre
amaç madde zenginliği, bir diğerine göre şöhret, makam veya güç, bir başkası için hizmet,
sadelik, hiçlik olabiliyor.

İnsan, karmaşık ve zorluklar içeren hayatını, bilinci düzeyinde nelere değer ve önem veriyorsa,
yaşantı süreçlerini de bu değerler içersinde kurguluyor diye düşünüyorum.

Sevgiler,
Avni Baba

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.