Avni Baba

GELİŞİM ve DEĞİŞİM

İnsanların yaşamları üç aşağı beş yukarı birbirine benziyor. Hayata farklı bakabilmenin, yaşama farklılık getirmenin,
insanı yöneten ve gelişimine etken olan bilincinin ürettiği düşünce ve alışkanlıklarını terk edilmedikçe, yeni bir anlayışla
gelişim ve değişiminin mümkün olamıyor.

İnsanın kendisini, çevresini anlayabilmesi, insancıl ilişkiler kurabilmesi ve yaşam biçimi olan bilinç için, neler söylenmiş,
kısaca bir göz atalım.

BİLİNÇ;
Materyalist Felsefe; İnsanın düşünce, duygu, karakter, sezgi, sanı, algı, heyecan, v.s. gibi yaşama biçimleri ve tümünün
yansıtılması…
Metafizik; Farklı bir tanımlama yapıyor. “Evrensel ve tanrısal olup, insandan bağımsız olarak insana verilmiş bir güç…
Ruhbilim; İnsanın algı ve bilgilerinin bütünlüğü içersinde kendinin farkına varması…
Olarak tanımlanıyor.
Bilimsel; İnsan kendi varlığını, ancak bilinciyle aşabilir. İnsanın bilicine, doğadan, aile ve toplumdan aldıkları,
“gelenek – görenekler, dini ve ideolojik bilgiler, algılar, duyular, güdüler, vs. etken olduğu belirtiliyor.

İnsanın çevresini ve kendisini anlamasını saylayan süreçlerin bütünü…
Olarak tanımlanıyor.
Birey düşünce, söz, davranış ve eylemlerini, bulunduğu bilinç düzeyinde bireysel idrakiyle yaşamında sergiliyor.
Bireyin bulunduğu çevre önemli olduğuna göre bireyin kişiliği, sergilediği yaşam biçimi, öz bilinciyle mi oluyor?
Bence hem hayır… Hem evet.

İnsanın iki bilinci olduğunu düşünüyorum.
I – TAKLİD BİLİNÇ
II – ÖZ BİLİNÇ

Gelişim ve değişimi, doğa-aile-çevre koşulları ve genetik mirasın etkilediği “farklılıklar” dikkate alındığında insanın
çocuklukta başlayan öğrenme sürecinde çevresinin koşullarına uyumla başlıyor.
Aile, çevre, toplum, eğitim ve öğretim, vs. vs. nedenlerle bireylerin yaşam biçimleri az, çok birbirine benziyor.
Kendine dönebilmek imkânını bulamayan şartlandırılmış birey, neyin ne olduğunu farkında olmadan, uyanana kadar yaşamına
taklit bilinciyle devam ediyor, devam ediyor. Birey, bir parçası olduğu doğanın ve üyesi olduğu toplumun etkisinden kaçamıyor.
Kaçış için İSTEK ve BİLGİ BİRİKİMİ gerekiyor.
Zamanla birey, herhangi bir sebeple uyanıyor. Uyanmak için, düşünceyi harekete geçirecek, öz bilince varmanın zorluğu,
bireysel değerler açısından kazanılacakların azlığı, tekrar uyuma nedeni oluyor.
Giydirilmişliğin getirdiği uyku halinde TAKLİD BİLİNÇ ile yapay kişiliğini yaşıyor.

ÖZ BİLİNÇ’ ine ulaşmak isteyen bireyse, evrim sürecine giriyor. Zor da olsa, zaman da alsa, taklid bilincinden kurtulabilmek
için iç-dış savaşı veriyor. Giydirilenleri çok yönlü bilgiyle yargılıyor, gerçekliğe uygunluğunu araştırıyor.
Nicelikteki gereken bilgi yeterli düzeye gelince niteliği değişen birey, bilinç devrimini başlatıyor. Değişken doğruların
duyguları etkilemesiyle düşüncelerini, giyilmiş olan bilgilerini yeniliyor. Bilginin sonsuz olduğunu anlayan birey,
artık bir daha uyumuyor.

Kimi birey hiç aldırmıyor. Bir olayda insanlığın zararına olan istek, duygu, dürtü ve eylemlerinin farkında, neyin ne olduğunu
biliyor olsa da durumuyla ilgili düşüncesini işine gelmediği için değiştirmiyor, uyuyarak yaşamına devam ediyor.
Yaşam sürecinde önemsediği değerlerin değişmesiyle niceliği değiştiriyor.
Yaşamında bireysel dünyasını ve yaşadığı ortamı kendi aklı, bilgisiyle anlamaya çalışan insan, bilincinin ulaşabildiği
kişiliğini yaşam biçimiyle sergiliyor. Eğer birey isterse, niteliğini değiştiriyor ve dolayısıyla niceliği değişiyor
diye düşünüyorum.

Zaman ilerledikçe bulunduğu ortamı içersinde düşüncesini harekete geçirecek bilgi birikimiyle nicelikten niteliğe,
nitelikten niceliğe tekrar eden geçişlerde, eski bilincine yeni değerler ekliyor. Bilincini yeniliyor.
Niceliğin niteliğe ve niteliğin niceliğe olan bağımlılığını ve etkisiyle düşünceleri değiştiğinde durumunun, durumu
değiştiğinde de düşüncenin değiştiğini görülebiliyor.
Düşünce ürünleri olan kavramlar, kural ve yargılar, olaylardan ve nesnelerden yansıyan duyularını etkilemesiyle düşünen
insan, etkilendiği bir olaydan yeni şeyler öğreniyor. Öğrendiğini belleğine yerleştiriyor, yeri ve zamanı gelince kullanıyor,
eksik ve yanlışlarını düzeltmeye çalışıyorsa, uyumuyor.

Kattığı insani değerlerle yeni kişiliğinde, yaşam biçiminde değişiklik oluyor. Okuyan, araştıran, irdeleyen, sorgulayan,
kültürlü, öz güveni olan, “Ben kimim, neyim? Kendime, çevreme ve insanlığa yararlı olabiliyor muyum?” diye düşünebilen ve
hayatı boyunca sürecek gelişimine yeni değerler ekleyen bir insanın UYANMIŞ olduğunu düşünüyorum.

Öğretim ve eğitiminin değerleri içersinde şekillenmiş kültürlü bireyin, her konu ve olayda uygulamaya geçmeden kendini denetleme
isteğiyle düşünen çağdaş insana uyanmak çok zor da gelse, bedelini ödeyerek, koşullarını değiştirerek, insanlığa yararlı olmanın
gururuyla yaşamanın, insanca yaşamak olduğunu anlıyor.

Nicelikten niteliğe, nitelikten niceliğe geçişlerde eskinin sağlam değerlerini koruyan ve yeni değerler ekleyen…
Düşünceleriyle analiz sonucu bir senteze ulaşan, hayatı boyunca sürecek gelişimine ve değişimine devam eden insanın,
yaşam biçiminin, dünyaya bakış açısının çok farklı olacağını düşünüyorum.

Sevgiler,
Avni Baba

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.