Avni Baba

DÜNYADA BİR İLK

ATATÜRK’ün önerdiği Karadeniz Vapuru Projesi, Cumhuriyet’in ilanından 3 yıl sonra hayata geçiriliyor.
Türkiye’yi tanıtan çeşitli ürünlerin sergilendiği gemi, 12 Haziran 1926 tarihinde İstanbul’dan demir aldıktan sonra
12 ülkede 16 şehri ziyaret ediyor. Karadeniz Vapuru, 86 günde 10 bin mil yol kat ettikten sonra 5 Eylül 1926 tarihinde
İstanbul’a dönüyor…

BİR ULUS KENDİNİ TANITIYOR

“Karadeniz: Seyr-i Türkiye” belgeseli, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, binbir fedakârlıkla Avrupa’nın büyük limanlarına
yolladığı seyyar sergi gemisinin ibret verici öyküsünü anlatıyor.

Marsilya Limanı tarihi günlerinden birini yaşıyor. Zaten her zaman hareketli olan liman, bugün sosyetenin akınına uğramış.
Beyaz ve ağır ketenlerden dikilmiş “denizci yakalı” elbiseler içindeki güzel kadınlardan hoş bir parfüm kokusu yükseliyor.
Şehir Bandosu “Marselyez” marşını son bir kez çalıp zarif bir vals prelüdüne geçerken, saatlerdir heyecanla beklenen gemi,
limana doğru süzülüyor. Bembeyaz ve yüksek güverteli, renk renk yüzlerce bayrakla süslenmiş, tek bacalı, yaklaşık 5 bin gros
tonluk gemi, limana yanaşıyor.

Rıhtımdaki Fransızlar, gemiye ve geminin çeşitli yerlerine asılmış olan bayrağa bakıyorlar. Güzel tonlu bir kırmızı üzerine
bembeyaz bir ay ve yıldızın işlenmiş olduğu görkemli bir bayrak bu. Rıhtımdakiler güverteye baktıklarında ise, küpeşteye
dayanmış kendilerini seyreden kadınlı erkekli yolcuları görüyor ve gözlerine inanamıyorlar. Onlar, Türkiye’den yani kendi
düşüncelerine göre “Doğu”dan gelen bu gemideki yolcuların bir “Orient esintisi” sunacağını beklerken, karşılarında bambaşka
bir görünüm var. Alt ve üst güvertelerden kendilerine bakan, gülen, el sallayan bu “Doğulu” konukların, kendilerinden hiçbir
farkı yok. Erkekler koyu renk takım elbise, pırıl pırıl beyaz gömlekler giymiş ve çoğu zarif bir iğne ile süslenmiş boyunbağları
takmışlar. Yanlarındaki kadınlar, erkeklerden daha şık. Siyah ağırlıklı ipek ve muslin elbiseler içindeler. İyice dalgalı,
“alagarson”a yakın kısalıkta kesilmiş saçları, Marsilya güneşi altında parıldıyor.
Gemi uzun ve neşeli tek bir düdük ile Marsilyalıları selamlıyor. Yanları halatla desteklenmiş ahşap merdivenler, gemiden
sarkıtılıp rıhtıma yerleştiriliyor. Fransızlar gemiye çıkmaya başlıyor. Bir subay onları sergi salonuna götürüyor. Bir kış
bahçesi ile kalabalık bir orkestranın çaldığı salonu geçerek sergi bölümüne gelen ziyaretçiler, hayranlıktan konuşamaz bir
şekilde, sergilenen eşyalara bakıyorlar. Türk mavisi sırlı Kütahya çinileri; binbir nakış ve renkli Osmanlı, Yörük, Selçuklu
ve Acem halıları; gül, tarçın ve sakız kokulu Hacı Bekir lokumları; yeşim, yakut, firuze gibi değerli taşlarla süslenmiş,
tamamıyla elle yapılmış çeşmibülbül, laledan, gülabdan gibi cam ürünleri.

Tarih 21 Ağustos 1926. Fransızların büyük bir hayranlıkla içinde sergilenen ürünleri seyrettikleri, gönderinde ay-yıldızlı
bayrak dalgalanan geminin bordasında kocaman harflerle “Karadeniz” yazıyor ve henüz üç yaşına basmış olan genç
Türkiye Cumhuriyeti, “yeniden var edilen bir ulusun neler yapabileceğini herkese göstermek için bu gemiyle Avrupa’nın
en önemli limanlarında aylardır” sancak gösteriyor.

Yıllarca sözü edilen bu tarihi gezi 86 gün 22 saat sürüyor.

www.isteataturk.com
Sitesinden bir ALINTI

Düşüncelerimin rehberi ATATÜRK ‘ü ve Atatürkçü Düşüncenin ne olduğunu anlamak isteyenler için siteyi
“www.isteataturk.com” ziyaret etmenin çoook yaralı olduğunu düşünüyor…
Siteyi hazırlayanlara saygı ve şükranlarımı sunuyorum.
Avni Baba

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.