Avni Baba

DÜN VE BUGÜN ŞİRİNCE

Sanki büyük bir şirketin Çalışma stratejileri bu küçük köye uyarlanmış adeta.
Ya da ben öyle hissediyorum, bilemiyorum. Ya da zaman bunu gerektiriyor,
köy, kent fark etmiyor.
Öyle merak ediyorum ki yıllar önceki halini.
Can Kızımın yazısı üzerine…

1920’ lerdeki ŞİRİNCE…
İlk ve Orta Okulu, iki adet Kilisesi..
Doktoru, Eczanesi, pastanesi, kahvehaneleri…
Fırınları, dükkânları, geceleri ışıklandırılmış taş kaplamalı yolları…
İçimi çok hafif suyu, çeşmeleri…
Kestane, karadut, şeftali, erik, elma, armut ve incir bahçeleri, asırlık beyaz üzüm bağları…
Zeytinlikleri, zeytinyağı fabrikalarıyla yörenin zeytin ve meyve ziraatında çok önemli,
zengin 2000 hanelik çok eski bir Rum köyü imiş.

NOT: Köydeki yaşlılarından…
Ve
Rum Yazar Dido Sotoriu’ nun
“BENDEN SELAM OLSUN ANADOLU’YA“ adlı kitabından
Öğrenebildiklerim.

1978 YILINDA ŞİRİNCE…
Üç adet dolup taşan kahvesi, biri posta hizmeti veren üç küçük bakkalcık, keyfi çalışan
fırıncık, İki berbercik, haftada bir açan kasap değil kasapçık, ne zaman çalıştığı belli
olmayan eski zeytinyağı fabrikası. Eski ve muhteşem bir bina olan İlk Okulu, iki harap
Ortodoks Kilisesi ve iki adet çakaralmaz minibüs ve yıkık dökük bakımsız evler…
Ve
1000 nüfuslu olmadığı için evlere telefon verilmeyen, PTT Bayisi denilen bir esnaf da
“bakkal veya berber” bir tek telefon olan bir köy…

Mübadeleyle gelen, meyve ziraatından anlamayan tütün çiftçileri…
Meyveciliği yürütemiyor, meyve bahçelerini tütün tarlasına dönüştürenler de yaptıklarının verimsiz olduğunu görüyor.
Meyvecilikte başarı gösteremeyince de, sivrisineklerin hâkimiyetinde olan Selçuk Ovasının, tütüncülüğe uygun olduğu bulunuyor.

Bir kısmı Şirince’de ki evlerini terk ederek, bir kısmı da inşaat için kendilerine gereken
her türlü malzemeyi evlerden sökerek güzel Şirince’yi Selçuk’a taşıyor, yerleşiyor ve orada tütüncülüğe devam ediyorlar.

Yavaş yavaş köylü birer ikişer köyü terk ediyor. O güzel iki katlı ağaç işlemelerle donanmış, mermer döşeli,
Rum evleri kendi kaderlerine terk ediliyor. Köyde kalanlar da oturdukları
evlere bakım yapmıyor, tek çivi çakmıyor. Evler eskimiş, dökülmüş, harabe görünümlü.
Harap evlerde tuvalet var da yok. Helâ, ortası yarık bir tahta ile kapatılmış, bir çukur.
Çok az evde banyo var. Mutfaklar, banyo olarak da kullanılıyor.

Yıllar sonra başlayan meyvecilik canlanıyor, değeri anlaşılıyor ve önem kazanıyor.
Uzun yıllar yüzü gülmeyen köylü para kazanmaya başlıyor.
Fakat…
Ürettiğini satmakta zorlanıyor.
Köylü ürününü tarlasında, ağacında Tohurcu denilen alıcılara, çoook düşük fiyatla satıyor.
Tohurcu ürünlerinin hakkını vermiyor. Tohurcular yanımda bu kadar nakit yok,
gel de paranı al
diyor. Parasını almaya giden köylüye tohurcu “Ben senden bir şey almadım. Faturanı göster” diyor.
Alın terlerinin karşılığını alamayan, dolandırılanlar perişan ve çaresiz…

Hal’e veriyorlar. 1. Kalite malı 2. Kalite sattım diyen halciden k…. yiyor…

Pazarcılık  yapıyor. Yeterli kazanç elde edemiyor…

O yıllarda 360 gün verilen emekle bir kez alınan ürününden kazandıklarıyla
gereksinimlerini karşılayamayan köylü maddi sıkıntı içersinde huzursuz ve küskün…
Köylü evini, tarlasını, meyve bahçesini satabilmenin peşinde…
Şirince, şirin mi şirin…

2014 YILINDA ŞİRİNCE…
Yaşıyor ve biliyorsun…

Can Kızım,
Sevgilerimle
Avni Baba

NOT:
1978 – 1988 Şirince – Anılar Günlüğümden alıntılar…

 

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.