Avni Baba

BİR 6 MAYIS ÖYKÜSÜ

Arkadaşım telefon etti.
— Baba, hani Kozak‘a bal almaya gidecektik, bir mani yoksa bu gün gidelim.
Arkadaşı da evinden alarak yola koyuldum.

KOZAK;
Ayvalık’ dan 30 – 35 km. uzaklıkta, doğal kaynak suları akan çeşmeleri, asfalt yolu, altın takılara meraklı
çok renkli giysileri olan güzel kızları, arabaya meraklı yakışıklı gençleriyle doğa harikası zengin bir yöre.
Üzüm bağları, bütünüyle Çam fıstığı ağaçları ile kaplanmış birçok orman köyleri olan, Çam Fıstığının fabrikalarda
işlendiği, kilosu 30 – 40 TL.’ den yerinde satıldığı ve yurt dışına pazarlandığı devasa dağlık bir bölge.
Çam Balı da meşhur…

Balımızı aldıktan sonra arkadaşım,
– Bu gün Hıdrellez, köylüler büyük subaşında oğlak çeviriyor,
eğleniyorlar. Hem su alalım hem de bir bakalım…
Gidiyoruz. Yolun sağında ve solunda piknik yapmaya gelenler az da olsa var.
Büyük çeşmenin olduğu yere vardık. Büyük bir kalabalık ormana yayılmış, kadınlar orada burada ateş yakmışlar…
Kesilmek üzere bekleyen oğlaklar… Kesilmişler de çeşitli usullerde pişiriliyor… Erkekler bir kenarda demleniyor…
Hanımlar sofra hazırlıyor.
Gençlerin kimi top oynuyor, kimi ip atlıyor. Ormanın sesliğini yok eden bir gürültüyle mahşeri kalabalık telaş içinde…
Traktörler, otomobiller… Kamyonetleri yüklü çeşitli tür satıcılar… Sandviççiler, çaycılar, dönerciler iç içe girmiş…
Naylon poşetler, hayvan kemikleri…
Bira kutuları, şişeler, poşetler…
Çam havasını bastıran et kokuları…
Ve
Her taraf kesildikten sonra eti sıyrılmış hayvan kemikleri, çöp atıklarıyla çeşmelerinden billur su akan bir
çöplüğe dönüşmüş.

Bu durumu görünce yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırladım.
Bir Alman Firmasında çalıştığım 1960’lı yıllarda Almanya’dan işçi isteğinde bulunuyor. Bizde müracaat edenlerin
arasından zanaatkâr olanların seçiyor, Alman Elçiliğine gönderiyoruz. Muayeneyi geçenler Almanya’ya gidiyor,
Matbaa makineleri imal eden, Heidelberg’ teki fabrikada çalışmaya başlıyor.
Aylar sonra iş için gittiğim Heidelberg de Avrupalıların “Easter” dedikleri bu tatil gününün sabahı fabrikadan
bir görevli aradı. Bir işçinin babası vefat etmiş. O yıllarda çok az olan tercüman da bulamayınca bu ölüm haberini
uygun dille iletmemi rica ettiler, bir araba gönderdiler.

Adrese vardık. Aradığımız kişi yok. Arkadaşlarından bir genç;
– O bir gurup arkadaşı ile ormana pikniğe gitti, kamp kuracaklar.
Koca orman, piknik yeri de çok, nereye gittiler, nasıl buluruz diye düşünüyor ve Şoför ile konuşuyorum.
– Merak etmeyin kolay.buluruz.
– Nasıl?
Şoför,
– Orman piknik yerlerine giden üç ayrı yol var. Yolların her birine girer, 3 – 5 kilometre ilerleriz. Hangi yolda
ayni renk ve çeşit atılmış poşet, bira kutusu, Türkçe gazete, varsa takip eder onları buluruz.
Ne zaman ormana gitseler, çöplerini gidiş yollarına atıyor, kamp yaptıkları yerlerde bırakıyorlar.
Ben şoförün suratına baka kalmışım. Mahcubiyetimi ve şaşkınlığımı fark eden şoför,
— Sizin işçilerin ormana ve orman yollarına çöp atmalarından fabrikaya şikâyet
geldi.
Demez mi?

Aradan yıllar geçti. Heidelberg’de Kozak’da da yarın ki, 6 Mayıs’ın dünden farklı olmasını diliyorum.

Sevgiler,
Avni Baba

Anılar Günlüğüm – MERAK ETME BULURUZ – 6 Mayıs 2002

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.