Avni Baba

AYDINLIK İNSANLAR

İnsan büyüyünce çocuklukta olduğu gibi tertemiz, pırıl pırıl, arı ve duru kalamıyor.
Annenin, babanın, verilen eğitim ve öğretimin yetersizliği mi?
Yoksa yol gösteren, eğiten, öğretenler mi, içinde bulunduğu toplum mu?
Tümü mü?
Pırıl pırıl bebek büyüyene kadar karmaşık bir varlık haline ya dönüşüyor ya da dönüştürülüyor.
Neden?
Nedenleri yetiştirenlerde mi, yetişenlerde mi aranmalı?
Yoksa yetişen büyüdüğünde bozuluyor ise yetiştirende mi aramalı mı?
Düşünüyorum…

Her doğan iyi anne, iyi baba, iyi eğitimci ve iyi öğretimci olabilirse oluyor.
Olamıyor ise; İyi anne, baba, eğitimci, öğretimciler kimler?
BUNLAR;
Gönlünde ve düşüncelerindeki pası, kiri, pislikleri temizlemiş…
Şartlamayan, araştıran bilgiyi tarafsız yönsüz öğreten ve doğruyu uygulayan…
Ulusuna ve insanlığa hizmet etmeyi düşünen AYDINLIK İNSANLAR.

KISSA’ dan HİSSE…
Öğretmen Biyoloji dersinde öğrencisine:
— Sana bir sorum var.
— Buyur öğretmenim.

— Canlılar kaça ayrılır?
— Dörde ayrılır öğretmenim.

Bana yanlış gibi geldi. Say bakalım.
–Bitkiler, Hayvanlar, İnsanlar, Çocuklar…

Çocuklarda insan değil mi oğlum?
–Haklısınız, o zaman canlılar üçe ayrılır öğretmenim.

— Peki, yeniden say bakalım…
–Bitkiler, Hayvanlar, Çocuklar…

Oğlum peki, insanlara ne oldu?
–Doğasının bozulmasına direnen, düşünenler çocuk kaldılar.
Düşünemeyenleri de zamanla insan gibi görünüyor olsalar da
değişiyor, hayvanlaşıyor öğretmenim.

Gayya’ya düşmeyen, çocuk kalan aydınlık canlara saygılar.
Avni Baba

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

4 Yorum yazılmış


  1. Turan

    Avni baba, bence bozulma diye bisey yok. Bence söyle bisey var. Bilincli olanlar var, bilincsiz olanlar var. Bilincli olan anne-babanin cocugu da anne-baba gibi bilincli olur. Olmasa bile olma sansi cok yüksektir. Bilincsiz olanlarin ccocuklari da genelde bilincsiz olur, cünkü cocuklar ilk egitimi onlardan aliyorlar. Ama cocuk bilincsiz oldugunu farkina varirsa cok daha fazla calisarak bunu telafi edebilir.

  2. Samet Can Kömür

    Merhaba babam,

    Aynı konuyu bende düşünüyorum birkaç gündür.. Temas ettiğim insanlarla koyu sohbete daldıklarımızdan vardığım bir sonuç var o da; Kişi nekadar zor şartlar geçirmişte olsa çocukluk devrini özlemle anlatıyor, adeta tekrar yaşamak istiyor.. Nedenini düşündüm kendimce, neden özlemini duyduğun , gülümseyerek hatırladığın bir hayatı sürdüremez ki bir insan?
    Ne değiştirir insanı? Mutluluksa yaşamanın amacı, hangi şartlar değiştirir rotayı? Daha baskın gelen çıkar mı? Ego mu? Ya da ne?

  3. avnibaba

    Selam Turan,
    Yaşamımda bilinçli olan anne-babanın çocuğunun bilinçli olabilenini, olmaya bilenini,
    olma şansı olanı ve olmayanı da gördüm. Bu konu biraz didiklendiğinde bilinç, kişinin
    yalnız ailesinin değil, yakın çevresi ve de bulunduğu toplumun ürünü olduğunu düşünüyorum.
    Kişi; Kendini sezişi, kendinin farkına varmasıyla “algı, bilgi, düşünce, söz, davranış,
    eylem” bulunduğu çevresini ve kendisini anlamasını saylayan süreçlerin bütünü olan
    bilinci düzeyinde bireysel idrakiyle yaşıyor.
    Bilimsel veriler; Evlat, ana-babanın ürünü olsa da onların aynisi olmadığını…
    İnsanın bilicine, doğadan, aile ve toplumdan aldıklarının “gelenek – görenekler, dini
    ve ideolojik bilgiler, algılar, duyular, güdüler, vs.” etken olduğunu…

    Belirtiyor.

    Çocuklukta başlayan öğrenme sürecinde birine, birilerine benzeme, çevresinin koşullu
    isteklerine uyum dolayısıyla kendi bilinci oluşana kadar bireyin kişiliğinin,
    özellikle fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimindeki etkilerinin çok önemli
    olduğu görülüyor.
    Doğada ve toplumda her nicelik değişimi bir nitelik değişimine sebep oluyor. Birey bir
    parçası olduğu doğanın ve üyesi olduğu toplumun etkisinden kaçamıyor.
    Yaşam sürecinde önemsediği değerlerin değişmesi niceliği değiştiriyor. Zorlamalarla
    nicelik değişimi, niteliğinin gelişimini yararlı da zararlı da etkileyebiliyor.
    Yöre, dil, sosyal yapıya göre insanların yaşama biçimleri bilinci etkilediği düşünüldüğünde
    bireysel değerleri açısından kazanacaklarıyla doğrunun yanlışın, iyinin kötünün farkında
    olsa da işine gelmeyen bir konuda kişinin göreceli bilinci olabileceğini düşünüyorum.

    Binlerce yıl önce Buda, kendini bilme ve düşünmeyi bilinç olarak tanımlıyor.
    Buda’dan 500 yıl sonra gelenler bilinç kavramını geliştiriyor. Şu ilaveleri yapıyorlar;
    İçsel etkinlik olarak düşünme bilinci… “Düşünmek”
    İçsel etkinlik olarak ayrıt etme bilinci… “Ayırım”
    Ve
    Hafızada “bellek” bekleyen bilince, Mahzen bilinci…

    Yaşadığı ortamda karmaşık bir varlık haline ya dönüşüyor ya da dönüştürüldüğünü düşündüğüm
    kişi – kişiler, bulunduğu ortamda bilincinin edindikleriyle işine gelmeyenleri
    “ iyi, doğru ve güzel” mahzen bilincine terk ediyor olamaz mı?

    Zaman ilerledikçe kişinin nicelikten niteliğe, nitelikten niceliğe geçişlerde sağlam
    değerlerini koruyan ve yeni değerler ekleyen, düşünceleriyle bir senteze ulaşan,
    hayat boyu sürecek gelişimine devam eden insan bilincinin, yaşam biçimi ve dünyaya
    bakış açısı çok farklı olduğunu düşünüyorum.

    Yanıtına teşekkürler. Sevgilerimle…

  4. avnibaba

    Selam
    Can Samet,
    “Ne değiştirir insanı? Mutluluksa yaşamanın amacı, hangi şartlar değiştirir rotayı?
    Daha baskın gelen çıkar mı? Ego mu? Ya da ne?” Diyorsun…

    Dediklerin insanın işine nasıl geliyorsa o yönlü değişiyor.
    Nicelikten niteliğe, nitelikten niceliğe
    geçişlerde sağlam değerlerini koruyan ve yeni değerler
    ekleyen, düşünceleriyle bir senteze ulaşan…
    Ve
    egosunu törpüleyen hayat boyu sürecek gelişimine devam eden insan
    bilincinin, yaşam biçimi ve dünyaya bakış açısı çok farklı
    olduğunu düşünüyorum.
    Teşekkür ve Sevgiyle kucaklarım

Yorum Yap





Not: Yorumunuz yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.